1945’LERDEN BUGÜNE ‘’BEYTİ’’

Bazen orada mı burada mı yesem diye karar veremediğim durumlarda, vaktim de bolsa''tek geçerim'' dediğim yer kesinlikle’’BEYTİ’dir ve hiç üşenmeden Florya yollarına revan olurum.
 Ülkemizin belki birkaç tane daha markası için de söyleyebileceğim gurur duygusu ve mutluluğu, daha kapıdan içeri girerken hissederim. Kapıyı size açan, güleryüzle karşılayan 90 yaşında hala işinin başında dimdik ayakta durup yüzünde emeğin, başarının ve bu restorana adanmış bir hayatın haklı gururunu taşıyan Beyti Güler, oğlu ya da yaşından emektar olduğunu anladığınız restoran müdürlerinden biri olabilir. Eğer müdavimiyseniz çalışanların Beyti Bey’in evlatları gibi olduğunu, onun tedrisatından geçtiğini ve o geleneksel havaya yakışır hizmet ve servisi hep alacağınızı bilirsiniz. Bu nedenle de aile, arkadaş hatta yurtdışı misafirlerinizi ağırlayabileceğiniz bir ''fine dining'' restorandır. Evet lüksdür evet pahalıdır ama görgüsüz bir ihtişam değildir. Aksine geçmişten geleceğe uzanan bir gelenek, rafine bir zevkin sıcaklığıdır sizi saran...
1945 de Küçükçekmece’de  küçük aile işletmesinde başlayan öykü, 1970’lerde Florya’da alınan arazi üzerine Türk mimari motiflerini taşıyan köşk inşa edilmiş. 1980 li yılların başlarında önce 200, gördüğü ilgiyle de bugün 400 sandalye sayısına ulaşmış. Ünlenmiş, turistlerin haklı ilgisine mazhar olmuş ama asla kalitesinden ödün vermemiş ve asla turistik olmamış. İçeride 20. yy.’ın ülke ve dünya siyasi hayatına yön veren önemli şahsiyetlerinden, dünya sanat ve sosyete çevresine ağırlanan ünlüleri göreceğiniz resim galerisiyle Beyti Bey'in gerek yurtiçi gerek yurtdışında aldığı ödüller ve hatıra eşyaların yer aldığı müzeye de göz atabilirsiniz.
Evet burası bir et restoranıdır ve Beyti Kebaba adını veren Beyti Bey’in özel reçeteleriyle hazırlanıp dinlendirilen, kömür ateşinde pişen et sizi hiç yanıltmaz. Aynı zamanda su böreğinden, imambayıldıya uzanan muhteşem bir Türk mutfağıdır da...Baklava, ayva, incir, kabak tatlıları, künefe ve ekmek kadayıfı nasıl görmezden gelinir bilmem ki bu tatları asla es geçmeyin derim...!
Ağzımızı sulandıran salatalık turşusu, mini peksimet ve tereyağ, sıcak ekmekle kuver olarak önden gelir her zaman. Bunlar bile yeter ama gelmişken su böreği ve birkaç zeytinyağlı tatmamak da eksiklik olur. Yine de fazla abartmayın derim ki ana yemeğe yer kalsın.
Biz bu sefer kuzu kol tercih ediyoruz. Yanında mutlaka mis gibi kokan tereyağlı pilav ve ıspanak sotesiyle servis edilir tüm etler. Böylesi Vedat Milor deyimiyle İspanya’nın Bask  bölgesinde bulunur ki bende İspanya gezimizde kocaman meşe odunlarının yandığı fırında pişen kuzuyu deneyimleme fırsatı bulmuştum. Ama ben Michelin Yıldızımı ''Beyti'’ye veriyorum. Tatlı olarak da masamızın tercihi cevizli incir tatlısı ve künefe oluyor ki manda kaymağıyla damağınızda zirve yapacak garantisini veriyorum, benden söylemesi...:)
Beyti Güler Bey’i göremeyince endişeyle masamızla ilgilenen garsonumuza soruyorum ki kendisinin üst katta bir dinlenme odası varmış. Öğle servisinden sonra orada dinlenir, akşam yemeği için tekrar gelip masaları dolaşırmış. Sağlığı da iyiymiş, derken kapıda özenli takım elbisesi, zarif tebessümüyle aydınlanmış güler yüzü ve nezaketiyle masaları dolaşıp hoşgeldin diyen duayenimizi görüyoruz.

Kendisine teşekkürlerimizi ve sağlığı için dualarımızı iletip ayrılıyoruz. Bir sonraki buluşma ne zaman olur bilinmez, ama özlemle bekleyeceğimizi biliyoruz....




Bu blogdaki popüler yayınlar

Rumeli Kavağı'nda Balıkçı Kahraman

JAPONYA / TOKYO

İÇİNDEKİLER