İNKALARIN İZİNDE PERU: BAKİR TOPRAKLARA YOLCULUK
İNKALARIN İZİNDE PERU: BAKİR TOPRAKLARA YOLCULUK
Gezimizi İNKA’ların izinde ANDES (And Dağları Halkı) ülkeleri Peru ve Bolivya’nın, İspanyolların göreceli galibiyetleriyle kaybedilmiş topraklarının hüznünü, taa derinden hissederek yaptık. Elbette gitmeden her ülke için yaptığım araştırmayı yapmıştım ama döndükten sonra gezinin güzelliğini, hüznünü içime sindirmem ve daha çok araştırıp yazmaya başlamam epey bir zamanımı aldı. Sanki gördüklerimi kendime saklayıp kimseler bilmesin, oralar da bozulmasın istedim. Seyahat şirketimizin de dediği gibi hayal tadındaki bu geziyi, Avustralya yerlileri olan Aborjinlerin, ‘’bilgiyi paylaş, kendine saklama’’ düsturuyla sizlere anlatmak istiyorum...
Öncelikle gezi, 18-25 C derecelerde bir bahar havasında geçtiği için kat-kat giyinmekte fayda var. Biz hiç denk gelmesek de yağmur için hazırlıklı gitmek iyi olur. Eczanelerden reçetesiz ilaç alamayacağınızı gözönönde bulundurarak kullandığınız ilaçları yanınıza almanız, (hatta seyahat şirketiniz sizi uyaracaktır) 4400 m. rakımlara çıkacağınız için oluşacak mide bulantısı ve baş dönmesi için hazırlıklı olmanız gerekiyor.
Kredi kartı geçerli olsa da yerli halktan yapacağınız küçük aiış-verişleriniz için yerel para kullanmanız kolaylık sağlayacak. Yine bu alış-verişleriniz için küçük miktarlarda USD da işinize yarayabilir. Peru’nun para birimi Nuevo Solu, PEN (Seyahatimiz sırasında 1 PEN=1.07 TL), Bolivya’nın ise Boliviano (1 BOB=0.50 TL idi.) Bu ülkelerde yerel para ile USD değişimini rahatlıkla yapabilirsiniz. Bir diğer bilmeniz gereken de elektrikli aletleriniz için yanınıza mutlaka adaptör almalısınız çünkü Peru 220 Volt, Bolivya’da 230 Volt sistemi var. Fiş sistemi de Türkiye ile pek uyumlu değil.
Peru Türkiye saatinden 8 saat, Bolivya ise 6 saat geride. Cep telefonlarınızı uluslararası dolaşıma açık ise rahatlıkla kullanabilirsiniz. Otel ve restoranlarda WİFİ hizmeti var.
ICA bölgesi, geleneksel ‘’Pisko’’ konyağıyla meşhur. Pisko, Peru’nun milli içkisi olarak kabul ediliyor ve mart ayının ikinci haftasında
festivali bile var. Çok eski bir üretim yerini gezip bilgi alıyoruz. Ürettikleri içkilerin tanıtım ve tadımını yaptırıyorlar, beğendiklerinizi satın alabiliyorsunuz. Restoranda yemeğimizi yedikten sonra ‘’Huacachina’’ya gidiyoruz. Burası Çölün ortasında palmiyelerle çevrili bir göl, bir vaha. Kum tepelerde safari ve board yapanları da görebilirsiniz. Dolayısıyla, çok ziyaret edilen turistik bir yer ve hediyelik eşya alışverişlerinizi yapablirsiniz. Gölün etrafında bir tur attıktan sonra araçlarımıza binerek Nazca Lines Hotel’e yerleşiyoruz. Gördüğümde bana hiç yabancı gelmeyen bu otel, bölgede neredeyse tek ve filmlerde, belgesellerde sıklıkla yer alıyor. Bol bol resim çekerek anımızı ölümsüzleştiriyoruz. Akşam yemeği ve sabah erken kahvaltıdan sonra yolculuğumuzun asıl amaçlarından biri olan, Nazca çizgilerini görmek üzere küçük hava limanına gidiyoruz.
Burada UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’nde bulunan ve Yüzyıllar önce nasıl yapıldığına bir türlü akıl sır erdirelemeyen NAZCA Çizgileri yer alıyor. MÖ 200 ile MS 700 arasında tarihlendiriliyor. Biliyorsunuz uzaylıların yaptığı teorisi de hiç yabana atılır gibi değil. Nazcalıların mevsimleri, takvimi göstermek için yaptığı söyleniyor, ama keşfi 1939 yılında gözlem uçuşu yapan Amerikalı arkeolog, Paul Kosok tarafından oluyor.
Kosok, şekillerin resmini çekerek dünyayı bu geogliflerle tanıştırdı ve bilim dünyası o günden bugüne dev şekilleri ''kim, niye, nasıl çizdi'' nin yanıtını arıyor. Ama bizim meşhur Erich von Daniken, bu sırrı popülerleştirip çocukluk yıllarımda adeta benim de bu sırra vakıf olmamı sağlıyor. Ne diyeyim, çizgileri gördüğümde ona da teşekkürlerimi iletiyorum. Şaka bir yana, astronota benzeyen figür, yüzyıllar öncesinde nasıl biliniyor da oraya çizilmiş. Sonuçta insanoğlunun aya gitmesi dünya tarihi açısından yeni sayılabilir. Neyse daha fazla kafamız karışmadan 10 kişilik uçağımıza binip dev örümcek, maymun, sinek kuşu, kondor( akbaba) ve sözünü ettiğim astronotu görmenin ve pilotun eğlenceli anlatımının keyfini çıkaralım. Midesi bulanan kişi özelliğine sahipseniz uçağa binmeden bir bulantı ilacı almanızda fayda var. Hediyelik eşya dükkanından bu gizemli figürlerin olduğu şallardan almayı unutmayın. Zira en uygun fiyat burada...:))
Uçaktan sonra yola devam diyerek güneye doğru yol alıyoruz. Yerel bir restoranda öğle yemeğimizi yiyip akşam
Volkanik beyaz taşlar nedeniyle ‘’Beyaz Şehir’’ olarak da adlandırılan AREQUİPA’da
PUNO, 3800 metre yükseklikte, Peru’nu güneyinde ‘’TİTİCACA GÖLÜ’’NÜN kenarında kurulmuş, tarım ve hayvancılık için önemli bir bölge. Titicaca Gölü, Peru ve Bolivya arasında Güney Amerika’nın en büyük tatlı su gölü olup batı kıyısı Peru’ya, doğu kıyısı ise Bolivya’ya ait. Yolda 4400 metre yükseklikte ‘’Carmen Alto’’ gözlem noktasında harika manzaranın tadını çıkaracağız, ama otobüsten indiğimizde ayaklarımız birbirine dolaşıyor, başımız dönüyor. Anlaşılan o ki yükseklik basıncı bizi çarpıyor. Kızılderililer yaptıkları örgüleri takıları satıyorlar ama zor bela, bir iki resim
adalara gidiyoruz. Savaşçı İnkalardan korunmak için sazlardan yaptıkları adalarda yaşayan halk (Uroslar), geleneklerini korumakta, balıkçılık ve son yıllarda da turizmle geçimlerini sağlamaktalar. Çürüyen sazları tamir ederek adalarını yeniliyorlar. Son yıllarda elektrik de getirmişler. Buzdolabı ve çanak antenler gözümüze çarpıyor. Yaptıkları elişi hediyelik eşyaları satıyorlar. Sazlardan yaptıkları rüzgar gülleri, işleme yastıklar, kilimler, örgü bere, atkı ne isterseniz var.
2 günlük Bolivya seyahatimizden sonra sınır geçişi yapıp Puno’daki otelimize geri dönüyoruz ve sabah kahvaltımızı yaparak İnka Krallığının başkenti‘’CUSCO’’ ya doğru yola çıkıyoruz.
Yolda Sillustani’ ye uğruyoruz. Tepede kümbet şeklinde mezar odaları ve kuleler var. Pek tabi ki mezar hırsızları burada da boş durmamış. Bu yapılara, herbir aile üyesini mumyalayarak koyuyorlarmış. Müzelerde gördüğümüz mumyalar dizlerden bükülü 2 kat halinde oturur haldeydiler. İşte bu kümbetlerde yanyana oturur halde, aile meclisi bir arada bulunuyor. Hatta özel günlerinde
mumya aile üyelerini de yanlarına alıyorlarmış. Tepede bizi çok güzel bir göl manzarası bekliyor. Yol boyunca yine alışveriş yapabileceğiniz standları bulacaksınız. Tabi çok hızlı olmak zorundasınız:))
Yola devam diyoruz ve yerel bir restoranda öğle yemeklerimizi aldıktan sonra ’’RAQCHİ’’köyünde ‘’ Viracocha Tapınağı’’nı ziyaret edeceğiz. Burası İnkalara ait, Cusco bölgesinde arkeolojik sit
alanındaki en önemli yapı. Silindir sütunları ve dört adet büyük avlusu olan devasa bir yapı olup günümüze 12 m. yüksekliği olan merkezi duvar kalmış. Çevresindeki yerleşim yerlerinde İnka döneminden kalan seramik imalathaneleri bulunmuş. Girişteki pazarda bu yöreye ait çömlekler satılıyor. Düşünün, taaa dünyanın öbür ucunda aldığım bu çömlek kapları, sağ salim eve getirmeyi başardım. Kuruyemiş koyarak değerlendiriyorum. Pazarda anneleri satış yapan iki küçük çocuktan biri meyve suyu içiyor, diğeri de yaşlı gözlerle, burnu akmış vaziyette ellerini ona uzatmış, dudaklar kıvrılmış vaziyette görünce, uzun yolculuk için yanımda bulundurduğum çikolata, gofret, sakızları ona uzattım. Yüzündeki mutluluğu anlatacak kelimele, henüz icad edilmedi diyebilirim. Diğerine de ayamuraca, inkaca bilmediğim için pandomimce, kalanını arkadaşıyla paylaşmasını söyleyerek bir sakız verdim. Aslan payı kimin tahmin edersiniz...:))
mumya aile üyelerini de yanlarına alıyorlarmış. Tepede bizi çok güzel bir göl manzarası bekliyor. Yol boyunca yine alışveriş yapabileceğiniz standları bulacaksınız. Tabi çok hızlı olmak zorundasınız:))
Yola devam diyoruz ve yerel bir restoranda öğle yemeklerimizi aldıktan sonra ’’RAQCHİ’’köyünde ‘’ Viracocha Tapınağı’’nı ziyaret edeceğiz. Burası İnkalara ait, Cusco bölgesinde arkeolojik sit
Buradan sonra Cusco’ya 1 saat mesafedeki bakır madeni kasabası olan ‘’Andahuaylillas’’da 1580 yılında yapılmış Barok tarz kiliseyi ziyaret ediyoruz. Peru ve Bolivya’da İspanyol istilasında yerlileri Hristiyan yapmak için kiliseler yapılmış ama ikonalara baktığınızda Hz. Meryem’in saçları simsiyah örgülü, bebek İsa bile maşallah diyelim, siyah upuzun saçlı… Yine meşhur son yemek tablosundaki yiyecek, kızılderililerin pek sevdiği ‘’Ginepig’’ denen bir tür And Dağlarında yetişen, kobay faresi gibi evcil hayvan. Kuy, kuy diye ses çıkardığı için ''Cuy'' da (Kuy okunuyor) deniyor. İspanyollar, hristiyanlığı kabul etsinler diye ''bakın İsa’da, Meryem’de size benziyor '' dediler herhalde...:)) Yine köylerde istila dönemlerinde yapılmış kiliseler neredeyse yıkılmış. Bizim kızılderililer ‘’he, tamam’’
demişler, ama kendi geleneklerini orada uygulamışlar. Ama kent merkezlerinde Hristiyanlık daha yaygın.
demişler, ama kendi geleneklerini orada uygulamışlar. Ama kent merkezlerinde Hristiyanlık daha yaygın.
Ertesi gün kahvaltıdan sonra Cusco’ya 25 dakika uzaklıktaki tren istayonuna gidip birçok seyahat belgeseline konu olmuş, 3 saatlik meşhur ‘’MACHU PİCCHU’’ trenine biniyoruz. Efendim, tren yolculuğu pek keyifli; yemek, gösteri, defile yok yok... Üstelik yolda göreceğiniz And Dağları manzarası, nehir, İnka yoları ve hatta dünyaca ünlü, sarp kayalıklara gözlem için yapılan cam oteli de cabası…
Son durağa geldiğimizde UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde bulunan MACHU PİCCHU’ya ulaşmak için tur aracımıza binerek, dağ yolları ve sarp kayalıklardan geçiyoruz. Veee en nihayetinde 2007 yılında ''Dünyanın Yeni Yedi Harikası'’ndan biri olarak seçilen ve bugüne
İnca surlarının yanında bulunan restoran da yerel lezzetleri deneyimleyebilir, dönüş için treni beklerken pazarında alışveriş yapabilirsiniz.
Cusco’ya kadar otobüsle yaptığımız geziyi, dönüşte uçak ile yaparak tekrar başkent LİMA’ya dönüyoruz. Otelimiz yine ilk gün geldiğimiz otel. Gece ise deniz üstündeki konumuyla çok gözde olan bir restoranda yemeğimizi yiyoruz.
Kahvaltıdan sonra Krallar şehrini geziyoruz. Lima; tarihi şehir, modern Miraflores ve koruma altına alınan kolonyal tarz evlerin olduğu Barranco ile And Dağlarından gelen yerlilerin yerleştiği Barriada denilen gecekondu semtlerinden oluşuyor.
Lima ve Peru’da yemek konusunda sıkıntı çekmedik. Zaten biliyorsunuz, Peru mutfağı son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de yükselen bir trend. Ünlü ceviche, (çiğ balık salatası gibi başlangıç yemeği) trileçe, krem karamel, sütlaç, kinoasına aşinayız. Çeşit çeşit patatesleri, mısırları, muz cipsi harika. Baharatlı mısır taneleri yemek öncesi ikramlık olarak veriliyor. Ben ''Cuy'' yemedim, balık tercih ettim ama yiyenler tavşan etine benzettiler. Milli içecek olarak Pisco sour ve inka cola çok meşhur. Kahve çok tüketiliyor. Yine dünyaca meşhur tatlıları ‘’churros’’ tan da bahsetmeden geçmek olmaz. Bizim halka ya da tulumba tatlısının uzun ve şerbetsiz halini, şeker tarçın ya da çikolataya batırarak yiyorlar. Japon ve Çin mutfağından da etkilenmişler.
Son gün, şehir gezimizde bir marketten alışveriş yaparak çeşit çeşit baharatlı mısır, patates, muz cipsleri, churros, kahve ve kakao alıyoruz ve bu yiyecekler eşliğinde seyahatimizin keyfini dönüşte bir süre daha sürdürüyoruz...
Son gün, şehir gezimizde bir marketten alışveriş yaparak çeşit çeşit baharatlı mısır, patates, muz cipsleri, churros, kahve ve kakao alıyoruz ve bu yiyecekler eşliğinde seyahatimizin keyfini dönüşte bir süre daha sürdürüyoruz...
Hayal tadında geçen gezimiz, çok güzel ve çok yoğundu. Uzun ve dopdolu olan programımız bizi çok yorsa da anılarımızda bu değişik ve hüzünlü toprakların güzelliğini hep yaşayacağımızı biliyor, bu ülkelere karşı sevgi ve farkındalığımızı hep koruyacağımıza yürekten inanıyorum…!