JAPONYA / TOKYO




JAPONYA
TOKYO / KAMAKURA/ OŞİNO HAKAİ / HAKONE


Doğanın canlı bir sanat eserine dönüştüğü sakura zamanı, nihayet Japonya ya gidebildim. Bu uzun süredir çok istediğim bir seyahat olmasına rağmen çeşitli nedenlerle hep ertelemek zorunda kalmıştım. Ama işte sonunda 11 saatlik uçak yolculuğundan sonra nihayet başkent Tokyo'dayım. Bu mevsim yani Nisan başı, sakuraları görmek için gelen gezginlerin yanında yerel halkının da şehirlerinin adeta mabet gibi süslenmesini hayranlıkla  ve gururla izlediklerine şahit olacaksınız. Tokyo ile birlikte yakındaki Kamakura, Oşino Hakkai ve Hakone'yi de göreceğiz. Hadi, birlikte Japon kültürünün saygın öğretilerinin, muhteşem doğasının ve köklü tarihinin derinliklerine dalıp hayal tadında bir seyahate çıkıyoruz.

Bu arada  Japonya ile Türkiye arasındaki saat farkı 6 saat olup mesela bizde saat 15.00 iken Japonyada 21.00 gibi… elektrik 110 wolt, prizler Amerikadaki gibi ince uçlu, uygun adaptör tavsiye olunur.  Harflerini hiç anlamasak da Ural- Altay dil grubuna dahiliz. Hatta bazı kelimelerimiz benziyor türkçe “çay”, japoncada “cha”, bizde “su”, onlarda “sui” gibi. Yardımseverlik, aileye düşkünlük gibi özelliklerimiz benzese  de onlarda  kurallara harfiyen uymayla, bizim
hallederiz abicim hiç uyuşmamakta😂Trafik kurallarına riayet hayranlık boyutunda, herkes şeridinde ve asla hız limitleri aşılmıyor ve arabalarının  temizliği de tıpkı yolların temizliği gibi gözümüzden kaçmıyor. Temizlikten bahsetmişken herhalde tüm 
seyahatleriniz içinde tuvalet konusunda en rahat edeceğimiz ülke Japonya olsa gerek.Tertemiz olduğu gibi; ısıtmalı, müzikli ve taharet musluklarında çağ atlamışlar. Ancak Japonya'ya gidenler ne demek istediğimi anlayabilir ama  buyrun panosunun resmini çektim... E daha ne olsun öyle değil mi...? En çok sevdiğim, özlediğim ve kıskandığım konu
bu oldu.

 Ben japon mutfağını da çok severim, ülkemizde ne kadar pahalıysa, burada doya doya yiyeceğiniz güzellikte…Yemekler de lezzetin yanısıra görünüş de çok önemli, adeta bir sanat eseri inceliğiyle hazırlanıyor ve görsel bir şölen ayarında. Yiyecekler mevsimlere göre ayarlanıyor ve çok sağlıklı.

 Çok yağ ve baharat kullanılmayan japon mutfağında haşlama, buharda pişirme ve ızgara yöntemleri tercih ediliyor. Galiba japonların uzun ömürlü olma nedenleri bu sağlıklı yeme alışkanlıklarına dayanıyor.

Bizde ekmek neyse, onlarda pirinç o… Kobe etini saymazsak genelde kümes ve deniz ürünleri. Soya ve kırmızı fasülye de çok önemli. Tatlı daha çok yeşil çayla saat 15.00 dolayında yeniyor. Kırmızı fasülyenin haşlanıp tatlı yapıldığı “azuki” çok meşhur. Japon yemeği yiyecekseniz hashi denen çubuklar ve üzerine konduğu hashioki  adı verilen dayanakları göreceksiniz. 
Biraz da yemeklerden ve isimlerinden bahsedelim; 


•Soba ve udonlar; japon eriştesi yada makarnası diyebiliriz. Sulu, susuz çok farklı sunum şekilleri var.
•Sukiyaki; ince kesilmiş etler masada pirinç ve sebze ile pişirilip hazırlanıyor
•Tempura; karides ve balıkların unlu yumurtalı bir sosla kızartılması 
•Sushi; çiğ deniz ürününün bir topak haşlanmış pirinç üzerine yerleştirilmesiyle yapılıyor.

•Sashimi ise soya sosuyla yenen çiğ balık.
•Shabu- Shabu; ince kesilmiş sığır etlerini çubuklarla kaynar suya atıp soslayarak yemek

Genel bilgilerden sonra, başkent Tokyo'da öncelikle Tokyo'nun Taito semtinde bulunan Ueno bölgesine geçiyoruz. Kırmızı tabelalı kapı, bölgenin en popüler noktalarından biri olan Ameyoko pazarının (Ameya-Yokocho) girişini göstermekte.
Buradaki Ameyoko Markette, taze gıda, kıyafet ve hediyelik eşyaların satıldığı tarihi ve hareketli bir açık hava pazarını bulacaksınız. 
Ueno Parkında ise sakura ağaçları altında yürüyüş size iyi gelecek. Yerel halk, bizim deyimimizle iğne atsan yere düşmeyecek şekilde ağaçların altına örtülerini serip piknik yaparak bu güzelliği doya doya yaşıyorlar. Buna “hanami” adı veriyorlar. Yani çiçeğe bakış pikniği…Kiraz çiçekleri 1-2 hafta gibi kısa bir süre ağaçta kaldığı için varlığın geçiciliğine duyulan hüzünlü hayranlık kavramını temsil ediyor. Hayatın hem çok güzel, hem de çok kısa olduğunu hatırlatır.
Sakura; Japon Mutfağında ''Sakura Mochi'' yani, tuzlanmış kiraz yaprağına sarılı tatlı fasülye ezmesi ve ''Sakurayu'' ( çiçek çayı) ile yerini almış.
Park içinde yer alan Ulusal Müzeyi de  görün derim. Buraya Edo Müzesi de deniyor. Tokyo, 260 yıl süren feodal rejim boyunca bu isimle anılmış. Sanayideki devrimle 1867 de bugünkü ismi almış. Müze, büyük maketlerle Kentin modern öncesi dönemine de ışık tutuyor. 62 metre yüksekliğindeki çatıları ise Japon çatı tipolojisinde.
Daha sonra, Asakusa Sensoji Tapınağına geçiyoruz. Burası “Kannon”merhamet tanrıçasını” anmak için inşa edilmiş. Budistlere göre tanrıçanın hastaları iyileştirdiği ve yardım isteyen herkesin sesini duyduğuna inanılıyor. 

Tapınağın kuruluşu ilginç bir efsaneye dayanıyor, 628 yılında iki balıkçı kardeş, Sumida Nehri'nde balık tutarken ağlarına altın bir heykel takılır. Bu heykelin Budist merhamet tanrıçası Kannon'a ait olduğunu anlarlar. Heykeli nehre geri bıraksalar da heykel her seferinde ağlarına geri döner. Bunun üzerine köylüler heykeli onurlandırmak için küçük bir tapınak inşa ederler ve bu yapı 645 yılında bugünkü Senso-ji'nin temellerini oluşturur.
Kaminari Kapısındaki büyük fener ve iki yanında tapınağı fırtına, yangın ve selden koruyan gök gürültüsü ve rüzgar tanrısı figürleri bulunuyor. Mayıs ayında burada Tokyonun 3 büyük festivalinden biri olan Sanja Matsurisi düzenleniyor. 

Yine buradaki beş Katlı Pagoda yani çok katlı kule yapısı Japonya'nın en yüksek pagodalarından biri ve özellikle akşam aydınlatıldığında büyüleyici bir manzara sunuyor.
Pagodalarda katlar yukarı doğru çıktıkça daralır ve her katın kendine has, yukarı doğru kıvrımlı geniş saçakları bulunur.
Her kat genellikle Budist felsefesindeki beş elementi temsil ediyor. Toprak, su, ateş, rüzgar ve boşluk (veya gökyüzü).
Ginza ise lüks alışverişin merkezi. Bu bölgede dünyaca ünlü markaları ve devasa çok katlı mağazaları gezebilirsiniz.

Ardından Shibuya'yı ziyaret ediyoruz. Shibuya Crossing yani Tokyo'nun o meşhur, neonlarının aydınlattığı kalabalık caddesinde ışıkları geçerek, Shibuya tren istasyonunun girişinde tüm hayvanseverlerin gözdesi ''HACHİ'' ile buluşma zamanı. Japonya ya gitmeden

Richard Gere’in oynadığı “Hachi; A Dog’s Tale” adlı filmini ya da 1987 yılında Japon versiyonu “Hachiko Monotogari” yi izlemenizi tavsiye ederim. Hachi hem yüreğinizi ısıtacak, hem de sizi gözyaşlarına boğacak. Japon Akita cinsi köpek olan Hachiko, insanlararasında da sadakati sorgulatıp standartı en üst seviyeye taşımış.

Aslında hikaye, Tokyo Üniversitesinde görev yapan Profosör Dr. Hidesaburo Ueno’nun 1923 yılında minik yavruyu evlat edinmesiyle başlar. Hachiko her sabah evden çıkıp işe gitmek için metroya yürüyen sahibine eşlik eder ve saat tam 15.00 de de karşılamak üzere metronun çıkışında bekler. Bu sevgi dolu hikaye, 1925 yılında profösörün iş yerinde kalp krizi geçirip hayata veda etmesiyle sona erer gibi görünse de Hachi O'nu, gözlerini metronun kapısından ayırmadan  tüm gece
boyunca, aynı yerde bekler. Tren istasyonu şefi ve mahalle esnafı onu besler. Evlat edinmek isteyen olsa da O, ne yapıp edip metronun kapısına gelip bekleyişini sürdürür. Bu 10 yıllık umutla bekleyiş, 8 Mart 1935 yılında Hachi 11 yaşındayken hep o beklediği yerde sona erer. Hachikonun kürkü doldurularak saklanır ve bugün Japonya Ulusal Doğa ve Bilim Müzesinde sergilenmekte. Külleri ise Aoyama Mezarlığında çok sevdiği profösörünün yanına defnedilir.Bu satırları yazarken bile gözlerim doldu. Allah herkese böyle bir sevgiyi ve sadakati nasip eylesin diyelim…

Filmlerden bahsetmişken yine japonyaya gitmeden ve yine “Departures” ve “Perfekt Days” filmlerini izlemenizi öneriyorum. Ayrıca bize bu kadar mesafelerce uzak ama bir o kadarda yakın gelen Japonyayla olan bağlarımızı anlamamıza yarayacak “Ertuğrul” filmi de izlemeye değer. Evet perde aramızı aldıktan sonra gezimize devam edelim.


Ertesi gün, sahil kenti Kamakura’ya hareket ediyoruz. Tarihi 600-700 yılarına dayanan Kamakura, 1333 yılına kadar japonyanın idari merkezi olarak kalmış. Buradaki Kotoku-in tapınağında Daibatsu denilen Büyük Budha heykelini görüyoruz. 11.3 metre ve 121 ton ağırlığındaki bronz heykel Kamakuranın en ikonik simgesi . Küçük bir ücret karşılığı içini de gezebilirsiniz. 14-15. Yüzyıllardaki tusunamilerden sonra çatısı yıkılmış. Büyük Budha heykeli o gün bugündür açıkhavada oturmakta.

Hasedera Tapınağı ise Kotoku-in den 5-10 dakika yürüme mesafesinde olup manzarası ile ünlü. Tapınak, Japonya'nın en büyük ahşap heykellerinden biri olan 11 başlı merhamet tanrıçası Kannon'a ev sahipliği yapar. Altın varakla kaplı bu heykel yaklaşık 9 metre boyunda.

Buradan yaklaşık 2 saatlik bir otobüs yolculuğundan sonra geleneksel Japon köyü olan Oşino Hakai’ ye geliyoruz.

Oshino Hakkai, Japonya'nın kutsal dağı olan Fuji Dağı'nın eteklerinde yer alan, adeta bir kartpostalın içine düşmüş hissi veren sekiz berrak göletten oluşan
büyüleyici, doğa harikası bir köy.
"Hakkai" kelimesi Japonca "sekiz deniz" veya "sekiz gölet" anlamına geliyor. Bu göletlerin suyu doğrudan Fuji Dağı'nın zirvesindeki karların eriyip, lav katmanları arasından süzülerek doğal bir filtreleme sürecinden geçip on yıllar sonra bu göletlerden yüzeye çıkıyor. Göletler'' Koi'' balıklarıyla da ünlü.
Waku-ike Göleti: Köyün merkezindeki en büyük ve en popüler gölet. Buradaki suyun gençleştirici ve iyileştirici gücü olduğuna inanılıyor. 

Eğer hava açıksa, Oshino Hakkai, Fuji Dağı'nı tüm görkemiyle izlemek için Japonya'daki en iyi noktalardan biri…


Sırada kaplıcalar ve göller bölgesi Hakone var. Hakone tam bir açıkhava müzesi. burada Japon tarihi yaşamının izlerini bulup nostaljik hediyeler satın alabilirsiniz.  Hatta üstüste dizilen sazlarla yapılan Japon çatı (Gassho-zukuri) sistemi tekniğiyle yapılan hediyelik eşyaların olduğu dükkanı bulun derim, bayılacaksınız...! 

Artık teleferiğe binerek yolculuk sırasında Owakudani'deki tüten volkanik vadileri görelim ama teleferiğe binmeden volkanik gazlarla pişen "siyah yumurtalarımızı almayı ihmal etmiyoruz.  Kuro-tamago denilen bu siyah yumurtaları yemek, inanışa göre ömrü yedi yıl uzatıyor. Ben yedim, gerisini bilemem…!


Aşağıda ise bizi Aşi gölü ve harika bir tekne gezisi bekliyor. İkonik Fuji Dağı Manzarası, gölün en büyük cazibesi, özellikle açık havalarda Fuji Dağı'nın karlı zirvesinin suyun üzerine düşen yansıması ki bu görüntü, Japonya'nın en klasik ve kartpostallık manzaralarından biri olarak kabul edilir. Ama ve pek tabiki hava açık olup FUJİSAN buna izin verirse…!!! Gölün kıyısında, suların içinden yükselen devasa kırmızı bir kapı (Torii) göreceksiniz. Bu kapı, gölün hemen arkasındaki ormanlık alanda gizlenen tarihi Hakone Tapınağı'na ait. Tapınak Binasına, kapıdan ormanlık yola girip taş merdivenleri çıkarak ulaşılabiliniyor. Burası devasa selvi ağaçlarıyla çevrili, çok mistik bir atmosfere sahip olup fotoğrafçılar için vazgeçilmez bir fotograf alanı…

Aşi Gölü, Tokyo’dan bir günlük gezi için harika bir tercih.


Buradan Kyoto’ya gideceğiz.  Bunun içinde dünyanın en hızlı trenine binmek için Mişima istasyonuna geçeceğiz. Şinkansen ekspresindeki kısıtlı yer nedeniyle bizim bavullar Tokyodan otobüsle yola çıkmıştı. Biz Hakone de kalmak için yanımıza sırt çantalarımızı almıştık. Evet trenimize biniyoruz ama Hamamatsu durağında tren değişikliği  yapmamız gerekiyor.  Kyotoda görüşmek dileğiyle…

Bu blogdaki popüler yayınlar

Rumeli Kavağı'nda Balıkçı Kahraman

İÇİNDEKİLER